YANKO’NUN OĞLU AHMET VE İSTİKLALE BAŞ KOYANLAR

Bir 30 Ağustos Destanı

“Onlar uzun eğri burunlu
ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı ki;
sırtı lacivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin
zaferi için,
hiç kimseden, hiçbir şey beklemeksizin
bir şarkı söyler gibi ölebilirdiler.”

Nazım Hikmet böyle anlatır onları..
Böyle onurlandırır o insanları..
Peki kimdi onlar?..
Kimdi şarkı söyler gibi ölen insanlar?..

ANADOLU İŞGAL ALTINDA

Tarih 26 Ağustos 1922..
Anadolu işgal altındaydı..
Yurdun dört bir tarafından gelen vatanseverler gönüllü olarak Afyon çevresinde toplanmıştı..
Türk’ü, Kürt’ü, Rum’u, Ermeni’si..
Hepsi oradaydı..
Tek yürektiler..
Kuvayi Milliydiler..
Eller tetikte, kulaklar gelecek emirdeydi..
Emperyalizmi vatan toprağından atmak için sabırsızlıkla “hücum” sesini bekliyorlardı..
Saat 03.30’du..
Zaman geçmek bilmiyordu..
Nihayet Başkumandan Mustafa Kemal Kocatepe’de “Büyük Taarruz”u başlattı..

ÖLÜME MEYDAN OKUDULAR..

47. Alay Giresunlu gönüllülerden kurulmuştu..
Giresunlu uşakların görevi “Kapaçkıran” ve “Dedesivrisi (Sivritepe)” mevkilerini düşmandan temizlemekti..
Ancak Yunanlılar bu mevzileri tel örgülerle çevirmişti.
Tellerin kesilmesi için gerekirse ölecek kahramanlara ihtiyaç vardı..
Alay komutanı birliği topladı ve seslendi.
“Ölümü göze alıp, telleri kesmek isteyenler bir adım öne çıksın.”
Bir saniye içinde 38 Giresunlu öne çıktı..
“Ölmek var, dönmek yok” dediler..
Sonra birer yılan gibi süründüler..
Düşman mevzilerine yaklaşıp telleri kesmeye başladılar..
Ancak Yunanlılar tellere çıngıraklar koymuştu..
Önce bir çıngırak sesi duyuldu..
Sonra makinalılar konuştu..
Bir anda çapraz ateş altında kaldılar.
Yunan tüfekleri susmuyordu..
Giresunlular kaçmıyordu..
Görev bir saat içinde bitti..
Tüm teller kesildi.
Ama 14 şehit vermişlerdi..
Onlar ölümden korkmayan 14 cesur askerdi..
14 özgürlük savaşcısı..
Adlarını tarihe yazdırdılar..
Boztekke köyü Karslıoğullarından Ali oğlu Hasan..
Çukur köyü Sipahioğullarından Mehmet oğlu Necip..
Alınyoma Bala köyü Hallıcıoğlullrından Osman oğlu Hüseyin..
Kemaliye köyü Eskioğullarından Ahmet oğlu Mustafa..
Çiçekli köyü Topçuoğlullarından İyas oğlu Rasim..
Sayça köyü Habibhasan oğllarından Ahmet oğlu Dursun..
Grele Daylı köyünden Vehioğullarından Emin oğlu Yusuf..
Keşap Küçükgeziş köyü Yusufoğullarından Emin oğlu Yusuf..
Keşap Karabulduk köyü Giranhacıoğullarından Şükrü oğlu İbrahim..
Dereli Yavuz Kemal köyü Türkmenoğullarından Yusuf oğlu Osman..
Bulancak Uçarlı köyü Dervişoğullarından Hüseyin oğlu Niyazi..
Hamurlu köyü Tümpataoğullarından Ahmet oğlu Osman..
Keşap Halkalı köyü Alaşalvaroğullarından Salih oğlu Abdullah..
Tatlılı köyü Durmuşoğullarından Hüseyin oğlu Nazım..

YANKO’NUN OĞLU AHMET

O gece sağ kurtulanlar arasında bir kişi vardı..
14 Giresunlu kahramanın yoldaşıydı..
Arkadaşları yanında şehit düşmüştü..
Bazıları onun kollarında son nefesini vermişti..
O kişi bir Rum’du..
Armutdüzü Köyünden Yanko’nun oğlu Ahmet Halis Asal’dı..
Seferberlik yıllarında Rumlar sürülmeye başlanınca komşuları dedesini ve onu saklamıştı..
Büyüyünce annesiyle birlikte Yunanistan’a gitmeyi reddetmişti..
Gönüllü olarak orduya katılanlardandı..
İşgalci Yunan’a karşı savaşmıştı..
Zaferden sonra o gece yanında şehit düşen 14 Giresunlu arkadaşına bir şehitlik yapılması için yoğun çaba harcamıştı..
Devlet şehitlerini unutmuştu..
Ama o unutmadı..
Tam 45 yıl sonra hedefine ulaştı..
1967 yılında Afyon’un İşcehisar köyünde 47’nci Giresun Gönüllü Alayı
Şehitliği’ni yaptırdı..
Ahmet Halis Asal her yıl 26 Ağustos’ta o şehitliğe giderek arkadaşlarını andı..
Dualar etti, gözyaşı döktü..
Bir de vasiyetiydi..
“Ölünce beni de arkadaşlarımın yanına gömün.”
1977 yılında hayata gözlerini yumdu..
Vasiyeti üzerine 14 arkadaşının yanına gömüldü..
Ogün bugün Afyon’da 15’ler koyun koyuna yatıyor..
Onlar ölüme birlikte yürümüştü..
Şimdi yine birlikte uyuyorlardı..

ŞEHİTLER UYANIN.

Anadolu 30 Ağustos 1922’de emperyalistleri bu topraklardan kovduysa, bu Yanko’nun oğlu Ahmet gibi binlerce vatansever sayesindedir..
Onlar istiklale baş koyanlardır..
Onlar için Türk, Kürt, Rum, Ermeni ayrımı yoktu..
Tek yürektiler..
Tek amaçları vardı..
Ya istiklal, ya ölüm..
Öldüler..
Vatan toprağına gömüldüler..
Ama maalesef onlar toprak altında uyurken, bu vatan yine satıldı..
Önce Türk, Kürt, Rum, Ermeni diye ayırdılar ülkemizi..
İnsanı insana kırdırdılar..
Sonra havasını, suyunu, ormanını, deresini işgal ettiler..
Öyle ki;
30 Ağustos Zafer Bayramı bile kutlanmıyor artık bu topraklarda..
Ve Nazım’ın “Şehitler” dizeleri geliyor, insanın aklına..
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!..
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
Sakarya’da, İnönü’de, Afyon’dakiler
Dumlupınar’dakiler de elbet
ve de Aydın’da, Antep’te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz,
yatarsınız al kanlar içinde…
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar..
Satıldık, uyanın..
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi..
Uyandırın bizi..
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir.”

(Sedat Kaya, Datça)©

20160829-220127.jpg

20160829-220146.jpg

20160829-220200.jpg

20160829-220244.jpg

Reklamlar

ÖLÜM BAZEN ÖZGÜRLÜKTÜR.

Çok değil..
Daha 110 yıl önce..
1906 yılının Ağustos sonu..
Amerika kıtasına ayak bastığında, insan denilen mahluğun bu kadar gaddar, bu kadar acımasız, bu kadar zalim olduğunu bilmiyordu..
Onun vatanında aslanlar, timsahlar, aç yırtıcılar bile bu derece vahşi değildi..
O bir Afrikalı’ydı..
Kongo Cumhuriyeti’nde Chirichiri kabilesinden bir pigme..
Boyu sadece 1.49’du..
46 kiloydu..
23 yaşında, evli, bir çocukluydu..
Güler yüzlü, hayat dolu bir insandı..
Adı Oto Benga’ydı..
Kendi dilinde “Dost” demekti.
Bir gün Kasai nehrinde balık avlarken yakaladılar..
Yakalayan Amerikalı din adamı Samuel P. Verner’di..

*. *. *

Boynundan ve ayaklarından zincire vuruldu..
Yük taşısın diye sadece ellerini özgür bıraktılar..
Kırbaçlar altında saatlerce yol yürüttüler..
Sonra onlarca soydaşıyla birlikte bir geminin makina bölümüne konuldu..
Zifiri karanlıkta, haftalar süren bir yolculuk sonrası New York’ta gün ışığıyla buluştu..
Soydaşlarından ayırıp bir kafese koydular kendisini..
Bir depoya hapsettiler..
Günlerce orada tutuldu..
Hergün önüne bir kuru somun attılar..

*. *. *

Tarih 9 Eylül 1906’ydı..
New York Bronx Hayvanat Bahçesi’nde o gün görülmemiş bir kalabalık vardı..
Hayvanat Bahçesi hasılat rekoru kırıyordu..
Nedeni New York Times Gazetesi’nde çıkan bir haberdi..
Şöyle yazıyordu..
“Vahşi adam Bronx’da maymunlarla aynı kafesi paylaşıyor.. İnsanın ilk ataları bir arada.. Bakıcısı bazen serbest bırakıyor.. Eylül ayı boyunca akşamüstleri ziyaret edilebilir.”
Gazete haberine bir de not eklemişti..
“Bazı kesimler bu olaya tepki gösterse de, bilim adamları Benga’nın insan olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir.”

*. *. *

Oto Benga’yı önce hortumla yıkadılar..
Sonra hayvanat bahçesinde içinde ağaçlar olan geniş bir kafesin içine koydular..
Kucağına Dohong adlı yavru orangutanu verdiler..
Gazeteciler fotoğraflarını çekerken, binlerce insan merakla kendisini izledi..
Oto Benga da onları..
Yüzünde garip bir ifade vardı..
Hüzün ve kin..
Yavru orangutan korkudan sımsıkı ona sarılmıştı..
Hergün saatlerce poz verdiler..
Bir hafta içinde ziyaret edenlerin sayısı 250 bini geçti..
Bazıları kafese kemik atıyordu..
Oto Benga sinirlenip, sivri dişlerini gösterince, “Cannibal, cannibal” (Yamyam yamyam) diye tempo tutuyorlardı..
Gazeteler “Benga bir yamyamdır” diye yazıyordu..

*. *. *

Putperest olan Oto Benga’ya yapılan bu
zulme, çoğu hristiyan olan New York halkından kimse ses çıkarmadı..
Ne politikacılar, ne bilim adamları, ne gazeteciler, ne aydınlar..
Yüreklerin kulakları sağırdı..
Herkes bu vahşeti doğal karşılamıştı..
Bir kişi hariç..
Rahip James H. Gordon..
Zulme isyan etti.
Gazete gazete dolaştı..
İmzalar topladı..
Uyuyan insanlığı uyandırmak için çalmadık kapı bırakmadı..
Kilisede sürekli aynı şeyleri söyledi.
“İnsan ırkından olan birinin maymunlarla sergilenmesi en büyük günahtır.”
Sonunda Bronx Hayvanat Bahçesi Oto Benga’yı serbest bıraktı..
Pantalon, ceket giydirdiler..
Ayak işlerinde çalıştırdılar..
Tarih 20 Mart 1916 idi..
Eşinden, çocuğundan, soydaşlarından binlerce kilometre uzakla olan Oto Benga, çaldığı bir silahla kendisini kalbinden vurarak intihar etti..
Çünkü ölüm onun özgürlüğüydü..
Öldüğünde henüz 32 yaşındaydı..

*. *. *

Bronx Hayvanat Bahçesi zamanla Oto Benga ile ilgili tüm kayıtları sildi..
Ancak gazete haberleri ve fotoğraflar gerçeği gizleyemiyordu..
Hayvanat Bahçesi yetkilileri, tepkiler artınca “Dünyanın her yerinde yapılıyor, biz niye yapmayalım?” dediler..
Söyledikleri doğruydu.
O yıllarda uygar denilen Avrupa’nın bir çok yerinde aynı vahşet sergileniyordu,.
Londra, Paris, Berlin, Brüksel, Stuttgard, Barcelona, Milan, Hamburg gibi metropollerde kafes içinde insanlar, diğer insanların eğlencesiydi..
Bu vahşet öylesine bir gelir kapısı olmuştu ki, “Hayvanat Bahçeleri”nin yerini, “İnsan Bahçeleri” almıştı..
1960’lara kadar binlerce insan kafeslerde hayvanlar gibi sergilendi..
Çığlıkları yeri, göğü inletti..
Ama modern insanlar(!) kör ve sağırdı..

*. *. *

Oto Benga’nın vatanında şöyle bir atasözü var..
Jaa se behn-indeh bun-wehnin
“Dekor gerçeğe uyum göstermez, gerçeğin de dekora ihtiyacı yoktur.”
Bugün uygar denilen Amerika’nın, İngiltere’nin ve Avrupa’nın “Özgürlük ve demokrasi” sözü sadece bir dekordur..
Gerçeği görmek isteyenler, ortadoğuya baksınlar yeter..
İnsanın insana zulüm etmediği günlerde buluşmak dileğiyle..
Herkese iyi haftalar..

(Sedat Kaya, Datça)©
29 Ağustos 2016

20160829-013600.jpg

20160829-013554.jpg

20160829-013611.jpg

20160829-013604.jpg

20160829-013635.jpg

20160829-013641.jpg

20160829-013646.jpg

20160829-013650.jpg

20160829-013721.jpg

20160829-013716.jpg

20160829-013725.jpg

DUMANLI DAĞLARIN GÖZYAŞI: GERONİMO

Amerikalı General Philip Sheridan şöyle demişti..
“The only good Indian is a dead Indian
En iyi Kızılderili, ölü Kızılderilidir..
Sheridan’ın dediği gibi yaptılar..
Çoluk çocuk öldürdüler,,
Hatta öldürmekle kalmadılar..
İnsanlık tarihinin en acımasız zulümünü uyguladılar..
“Sırf eğlence olsun diye, kadın erkek demeden yerli halkın ellerini, burunlarını ve kulaklarını kesip kopardıklarını ve bunun bölgenin değişik yerlerinde defalarca tekrarlandığını kendi gözlerimle gördüm.
Memeden kesilmemiş bebekleri annelerinin göğsünden alarak onları en uzağa fırlatma konusunda birbirleriyle yarıştılar
.”
İspanyol tarihçi Bartolome de Las Casas böyle anlatır, bu zulumu..

*. *. *

1858 yılının 28 Ağustos’uydu..
158 yıl önce bugün..
New Meksiko’da dumanlı dağların eğilmeyen başı kaçak yaşıyordu..
O gece yarısı gizlice evine döndüğünde Bartolome de Las Casas’ın gördüğü manzaranın aynısıyla karşılaştı..
Eşi, annesi ve 3 çocuğu İspanyollar tarafından vahşice öldürülmüştü..
Annesinin ve eşinin memeleri kesilmişti..
Çocuklarının kafaları parçalanmıştı..
İşte o an intikam yemini etti..
O güne kadar beyaz adam öldürmeyen, o günden sonra gördüğü beyazın azraili oldu..
O Apachiler’in şamanı Geronimo’ydu..
Kendi halkı ona Gokhlayeh diyordu..
Esneyen Adam..

*. *. *

Esneyen adamın intikam ateşi tüm Apachiler’i sardı..
Arizona ve New Meksiko’da ismi nam salmıştı..
Artık affetmek yoktu..
Beyazlar ölmeliydi..
Acımadan öldürdü..
Birleşik devletler başına ödüller koydu.
Defalarca yakalandı ama hep kaçmayı başardı..
O özgür ruhluydu..
Tutsak yaşayamazdı..
Amerikan Ordusu tam 10 yıl onu aradı durdu..
1894 yılında 24 adamıyla birlikte dumanlı dağlarda olduğu haberi alındı..
Beş bin Amerikan askeri peşine düştü..
Dağlar taşlar karış karış, didik didik edildi..
Ama bulunamadı..
Bunun üzerine Amerikalı askerler kızılderili köylerine saldırıp, kadın ve çocukları öldürmeye başladı..
Tüm bölgeye haber salındı..
Geronimo teslim olana kadar katliam sürecekti..
Halkının gördüğü zulme dayanamayan Geronimo sonunda teslim oldu..
0 artık bir savaş mahkumuydu..
1909 yilında Oklahoma’da ağır işkence görerek öldürüldü..
Hemen Kızılderili Mahkumlar Mezarlığı’na gömüldü..
İlginçtir..
Birgün sonra Geronimo’nun mezarı kimliği belirsiz kişiler tarafından kazıldı ve ölü bedeni kaçıldı..
Ne kaçıranlar, ne de naaşı asla bulunamadı..
Geronimo’nun bugün Fort Sill’deki mezarı sadece semboliktir..
Amerika Birleşik Devletleri’nin Geronimo’ya olan kini bugün bile sürmekte..
Usame Bin Ladin’e yapılan askeri operasyonun adı; Choice of code name Geronimo idi..
“Kod adı Geronimo

* * *

Geronimo, Apache ulusunun son savaşcısıydı..
Onun ölümüyle birlikte, Apacheler de tarihe karıştı..
Ama bugün Arizona’da ismi hala efsanedir..
Dumanlı dağların eğilmeyen başı hala gönüllerde yaşar..
Tarih onun şu sözlerini yazar.
Bizim kadınlarımız çocukları doğduğunda elleriyle onların ağzını kapatırlar. Nefes alması için ellerini bir süre çekip, bebeğin tekrar ağlamasına fırsat vermeden aynı hareketi tekrarlarlar. Ağlamamak, gözlerini dünyaya açan bir Kızılderilinin aldığı ilk derstir. Beyaz adamdan kaçarken, kucaktaki bebeğin ağlaması her şeyin sonu demektir. Dersini iyi alamayan bir bebeğin çıkaracağı ses, kurşun yağmurundan ölmek demektir.”
Tarih, halkı için vuruşup düşenleri unutmaz..
Geronimo da unutulmadı..
İyi pazarlar dilerim..

(Sedat Kaya, Datça)©
28 Ağustos 2016

20160828-110400.jpg

20160828-110420.jpg

20160828-110428.jpg

20160828-110433.jpg

20160828-110437.jpg

BÜNYAMİN GEZER VE FETÖ..

SUSKUN, HAİN, CİYANSI..
İğrenç bir dönemden geçiyoruz..
İnsanlığın dibe vurduğu bir dönem bu..
Belki de Anadolu toprağının en kara günleri, bugünler..
Romen Diyojen’i, Yunus’u, Hacı Bektaş’ı, Pir Sultan’ı, Şeh Bedrettin’i, Mevlana’yı sanki bu toprak doğurmadı?..
Ne hoşgörü kaldı..
Ne sevgi, ne saygı..
Yaratılanı severim, yaradandan ötürü masal oldu..
İftira..
Gammazlama..
Yalan..
Dolan..
Hile..
Hurda..
Her türlü puştluk..
Her türlü hainlik..
Her türlü hinlik..
Her türlü pislik geçer akçe oldu..
*. * . *
Şimdilerde moda FETÖ..
Kim kimi sevmiyorsa, hemen suçluyor..
“O FETÖ’cü.”
Kim kime rakipse, hemen karalıyor..
“Zaten FETÖ’cüydü.”
Gerçek FETÖ’cüler sudan çıkmık ak kaşık gibi televizyonlarda, gazetelerde boy gösterirken, suçu günahı olmayanların itibarlarıyla oynanıyor..
Bünyamin Gezer’i tanırsınız..
Eski hakem ve polisti..
Sonra mesleği bırakıp, futbol yorumcusu oldu..
Kendisini iyi tanırım..
Yıllarca birlikte televizyon programı yaptım..
FETÖ’nün emniyeti nasıl ele geçirdiğini yıllar önce anlattı bana..
3 Temmuz Şike Kumpasının bir FETÖ operasyonu olduğunu ekranlarda bağırdı..
Erman Toroğlu, Ahmet Çakar gibi isimler bu operasyonu haklı bulup, FETÖ polis ve savcılarını savunurken, o karşı çıktı..
17/25 Aralık operasyonunda aynı savcı ve polislerin parmağı olduğunu haykırdı..
Yetinmedi..
Söz uçar, yazı kalır dedi, gazetesindeki köşesinde yazdı..
En son Kuddusi Müftüoğlu başkanlığındaki Merkez Hakem Kurulu’nda görev aldı..
15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra FETÖ operasyonunda Kuddusi Müftüoğlu ve ekibi görevden alınınca, puslu havayı seven kurtlar sahneye çıktı..
Bünyamin Gezer’i de FETÖ’cü diye karalamaya çalışıyorlar..
Ayıptır..
Yazıktır..
Günahtır.
Bünyamin Gezer’e FETÖ’cü diyebilmek için, FETÖ’cü olmak gerekir…
*. *. *
Ahmet Arif şöyle anlatır bu durumları..
“Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cigaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hain, cıyansı.
Dört yanım puşt zulası, “

Puştlardan uzak durun..
(Sedat Kaya, Datça)©
15 Ağustos 2016

LAVİNİA ÇİÇEĞİ VE MAVİ KELEBEĞİN DANSI

Srebrenitsa’yı anarken..

Roma İmparatorluğu’nun baş kumandanı Titus Andronicus‘un kızıydı Lavinia..
Dünyalar güzeliydi..
Babasının aksine hayat doluydu..
Öldürmeyi değil, yaşatmayı severdi..
İyi kalpliydi, yardımseverdi, merhametliydi..
Titus‘un savaşta olduğu birgün, düşmanları Tamora‘nın iki oğlu tarafından tecavüze uğradı..
Haber Roma’ya tez yayıldı..
Titus savaştan döndükten sonra kızını kendi elleriyle öldürdü..
Şehrin uzağında bir tepeye gömdü..
Aylar sonra mezarının üzerinde bir çiçek çıktı..
O çiçeğe de Lavinia dediler..
Ölüm çiçeği demekti.
Ya da Misk çiçeği.
Bazı yörelerde yavşan otudur adı.
*. *. *
Her çiçek bir kelebektir aslında..
Kelebeği yaşatan çiçektir..
Çiçeği çoğaltan da kelebek..
Çiçeksiz yerde kelebek olmaz..
Kelebeksiz yerde çiçek çoğalmaz..
Çiçeğin ùzerine konan kelebek, aynı zamanda tat alma organı olan ayaklarıyla balözünü test eder..
Tadı hoşuna giderse, kıvrılı hortum şeklindeki ağzını uzatarak o balözünü emer..
Özellikle Mavi kelebekler çok seçicidir..
Her çiçeği emmezler..
Onlar en çok Lavinia‘nın(ölüm çiçeği) balözünü severler.
*. *. *
İnsanlık tarihi bir bakıma öldürmeyi ya da yaşatmayı sevenlerin savaşıdır..
Tıpkı Roma başkumandanı Titus ve kızı Lavinia gibi..
Çok eski değil..
Daha 20 yıl önce..
Bugün uygar dediğimiz Avrupa’nın göbeğinde..
Sözde gelişmiş Avrupalılar’ın gözleri önünde..
Sırp faşistleri Bosna ve Kosova’da toplu katliam yaptı..
Tam 312 bin çocuk, kadın, yaşlı, genç sistemli ve planlı şekilde öldürüldü..
Toplu mezarlara gömüldü..
21 yıl önce bugün Birleşmiş Milletler’in güvenliğini sağladığı Srebrenitsa kentinde 8 bin 372 insan vahşice öldürüldü..
Öldürenler Sırp milliyetçilerinden oluşan ve isimlerine “Akrepler” denen Sırbistan özel güvenlik güçleriydi.
Birleşmiş Milletler’in 400 silahlı askeri bu katliamı da sadece seyretti..
Bosna Hersek’deki vahşet ikinci dünya savaşından sonra dünyanın gördüğü en büyük soykırımdı..
Evet..
Daha 21 yıl önce..
Avrupa’nın göbeğinde..
Uygar denilen Avrupalılar’ın desteğiyle..
312 bin Boşnak katledildi..
250 bin insan yaralandı..
2 milyon insan evini yurdunu terkedip mülteci oldu..
Öldürülenler toplu mezarlara gömüldü..
*. *. *
Aradan 21 yıl geçti..
Bosnalılar soykırımı dünyaya kabul ettirmek için aylarca, yıllarca o toplu mezarları aradı..
Çok zorlandılar.
Çünkü katiller mezarların saklı kalması için çok uğraşmıştı..
Çukurları çok derine kazmışlardı..
Üstlerini çevrenin doğal bitki örtüsüne uygun olarak yeşillendirilmişlerdi..
Öyle ki, uydu fotoğrafları bile işe yaramıyordu..
Ta ki mavi kelebekler ortaya çıkana kadar..
Mavi kelebeklerin sayısındaki artış uzmanların dikkatini çekmişti..
O bölgelerde incelemeler yaptılar..
Mavi kelebeklerin çok olduğu yerlerde bitki örtüsünde de ilginç bir zenginleşme vardı..
Nedenini araştırırken, korkunç gerçekle karşılaştılar..
O bölgeler toplu mezarlardı..
Gömülen bedenler toprağa karıştıkça toprağın besleyiciliği artmıştı..
Topraktaki mineral ve protein zenginliği Lavinialar‘ın fışkırmasına neden olmuştu..
Bu çiceğin balözüyle beslenen mavi Kelebeklerin sayısı da bu nedenle artmıştı..
İşte bu yüzden Bosna‘da mavi kelebeklerin kanat sesleri hem ölümün, hem yeniden doğuşun habercisiydi.
*. *. *
Roma başkumandanı Titus’a Mısır seferinde bir bilgeden sözederler..
Her soruya cevap veren bir bilge..
Halk ona büyük saygı duymaktadır..
Her konuda ona danışmaktadır..
Titus onun ismi altında ezilmektedir.
Sinirleri bozulur..
Uykuları kaçar.
Bu işe bir çözüm bulmalıdır.
Bilgeye öyle bir soru sormalı ki, asla bilmemelidir..
Danışmanlarıyla günlerce konuşur..
Sonunda karar verir..
Eline bir kelebek alacak ve bilgeye soracak..
“Elimdeki kelebek ölü mü, diri mi?
Bilge “Diri” derse, sıkıp öldürecek..
Ölü” derse elini açıp serbest bırakacak..
Öylece bilge bilmemiş olacak.
Plan hazırdır.
Halka duyuru yapılır.
Bilgeye haber salınır..
Titus halkın gözü önünde bilgeye sorar.
“Elimde bir kelebek var. Ölü mü, diri mi?”
Bilge hiç düşünmeden cevaplar.
“O senin elinde.”
* * *
Yaşatmak elimizde..
Yaşatmayı seçin..
Herkese iyi haftalar.
(Sedat Kaya, Datça)
12 Temmuz 2016
#Srebrenitsa

20160712-163946.jpg

NEDEN OTORİTEYE BOYUN EĞİYORUZ?..

KOZALAKSI TANRININ BÜYÜK SIRRI..
Katolik dünyasının en önemli mabetlerinden biridir Vatikan’daki Sistine Şapeli..
Papa’nın resmi ikametgahıdır..
Şapelin tavanında ünlü İtalyan ressam Michelangelo’nun “Adem’in Yaratılışı” resmi yer alır..
Resimde Tevrat ve İncil’de sözü edildiği gibi Tanrı’nın ilk insan Adem’e hayat üflemesini betimler..
Michelangelo’nun çiziminde Tanrı ve melekleri özel bir bölümün içinde yer alır..
Hristiyan dünyasında bir kesim bu özel bölümün cennet olduğunu ileri sürer..
Bir kesim ise o bölümün bir insan beynini betimlediğini savunur..
Gerçektende resimdeki o bölüm cenneti anlatsa bile Tanrı ve melekleri adeta insan beyninin içindedir..
*. *. *
Beyinin sırları henüz tam çözülemedi..
Özellikle de “Epifiz bezi“nin..
Epifiz bezi, iki parçalı beynin tam merkezinde küçük ama işlevi çok büyük bir organ..
Tüm sinir sisteminizin en önemli parçası..
Ruhsal bir anten..
Uyuma, uyanma, zaman kavramı, canıların anatomisi geceye gündüze, mevsimlere hazırlama görevi yapıyor..
Bu bez bedenin fiziksel tüm sistemini etkiliyor.
Canlıların önsezi organı..
Bedenin adeta biolojik saati..
Zihnin gözü, aklın ışığı..
Bulunduğumuz ortamın karanlık ve aydınlık seviyesi değiştiğinde, vücut saatimizin gündüz, gece ritmini ayarlamakla sorumlu..
O yüzden bazı bilim insanları bu beze “3. Göz” diyor..
İnsanoğlu yüksek bilinç seviyelerine erişebiliyor..
Epifiz bezi karanlıkta çalışıyor..
Melatonin ve serotonin hormonu salgılıyor..
Melatonin canlılarda büyümeyi sağlayan, yaşlanmayı geçiktiren bir hormon..
Özellikle kansere karşı koruyucu etkisi var..
Bu nedenle bir çok kanser hastasının karanlık odada yatması istenir.
Serotonin hormonu ise insana mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veriyor..
Eksikliğinde yorgun ve sıkılgan bir ruh hali oluşuyor..
Kısacası mercimek büyüklüğündeki bu “Epifiz Bezi” canlılarda kumanda merkezi görevi yapıyor..
Binlerce kilometre yol kaydeden göçmen kuşlar ve balıklar bu organla rotalarını çiziyor..
Bazı bilim adamları göre insanoğlu henüz epifiz bezini tam kullanamıyor..
Bu bezi tam kapasite kullanmayı başaranların önsezileriyle herşeyi görebileceği, hatta astral seyahat yapabilecekleri iddia ediliyor..
Decartes, insan ruhunun bu salgı bezinde “oturduğunu” iddia eder.
Epifiz Bezi’ne tıp dilinde “Pineal Gland” deniyor..
Kökü latince “Pinecone” yani “Çam Kozalağı“ndan geliyor..
Türkçesi kozalaksı, kozalak görünümlü..
Bu organ gerçekten de minik bir “Kozalak” biçiminde..
*. *. *
Tekrar Vatikan’a dönelim..
Michelangelo’nun Sistine Şapeli’ndeki Adem’in Yaratılış resminde Tanrı sanki beyindeki epifiz bezinden çıkmakta..
Kozalaksıdan yani..
Sistine Şapeli’nin hemen önündeki Vatikan Meydanında da dev bir “Kozalak” heykelinin olması düşündürücü..
Bununla kalsa iyi..
Papa’nın asasında da bir “Kozalak” figürü yer alıyor..
Kozalak hristiyanlıkta kutsal bir sembol..
İsa’nın “Karanlıkta oturanlar gerçek ışığı görürler.” sözü acaba epifiz bezini mi anlatıyor.
Vatikan’daki bu kozalak geleneği yoksa bu sözden mi kaynaklanıyor?.
*. *. *
Ama “Kozalak” sembolü sadece hristiyan dünyasıyla sınırlı değil..
Antik uygarlıklarda da kutsal bir obje..
Sümerliler Tanrıları Anunnakiler’i ellerinde birer kozalakla betimlediler..
Antik Yunan’da Şarap Tanrı Dionysos’un asasında tıpkı Papa’nınki gibi bir kozalak figürü vardı..
Mısır’ın ölümsüz yaşam tanrısı Osiris’in asasında olduğu gibi..
Uzak Doğu’da eski Buda heykellerinde mutlaka kozalak çizimi mevcut.
Hindistan’da bazı antik tapınakların kubbeleri kozalak biçiminde..
Kamboçya’dan Güney Amerika’ya, Romalılardan Olmecler’e tüm eski kültürler kozalak sembolüne büyük önem verdi.
Naziler’in sembollerinden biri olan Kartal’ın gövdesi kozalak şeklinde..
Hitler’in masasındaki mızrak figürlerinin ucunda birer kozalak var.
İslamda Allah’ın 99 ismini anlatan “Esmaül Hüsna” bazen metal kozalakların üzerine işlenir..
*. *. *
Günümüzde bilim çevreleri çoğu kez kadim dünyadan kalma efsaneleri hayal ürünü, safsata olarak görse bile, çoğu zaman bu efsanelerin bazılarının gerçek olduğu kanıtlanıyor..
Felsefi boyutu daha büyük bir tartışma ve iddia konusu olsa da bu kozalaksı epifiz bezi, yani ”Üçüncü Göz”, antik çağlardan beri bir sır…
Dede Korkut Hikayeleri’nde Tepegöz, Orta Asya mitlerinde Eğegöz, Yalgızgöz Roma-Yunan Mitolojisi’nde Kiklop gibi pek çok uygarlığın kültüründe görünen yaratıkların ortak özelliği alının ortasındaki gözdür..
O göz belki de kozalaksı Epifiz bezidir..
Mısır’ın güneş tanrısı Ra‘nın herşeyi gören gözü gibi..
Belki de bir zamanlar Epifiz bezini tam kapasite kullanabilenler insanları yönetti..
Olamaz mı?..
Bu arada Epifiz bezinin en büyük düşmanı; Sodyum florid..
Tarihte esir kamplarında ve akıl hastanelerindeki insanlara otoriteye boyun eğmeleri için bol bol florid verildiği biliniyor..
Özellikle Naziler’in Yahudi toplama kamplarında..
Çünkü sodyum florid, kozalaksının çalışmasını önlüyor ve beynin algısını azaltıyor..
Olaylara ilgisiz, itaatkar bir ruh hali oluşuyor..
Bugün yediğimiz bir çok hazır gıdada, içtiğimiz çok suda bol miktarda sodyum florid var..
Diş macununda bile..
Katkı maddesi olarak katıyorlar..
Neden acaba?..
(SEDAT KAYA)

20160401-211136.jpg

20160401-211147.jpg

20160401-211156.jpg

20160401-211204.jpg

20160401-211209.jpg

20160401-211214.jpg

20160401-211221.jpg

20160401-211227.jpg

20160401-211234.jpg

20160401-211241.jpg

20160401-211248.jpg

KESTANE KEBAP, TERÖRE CEVAP

İstiklal’deki alçak saldırıda yaralananlardan biri seyyar kestane satıcısı Ferid Baba Muradov..
Ağır yaralı..
Şu an yoğun bakımda..
Kimbilir hangi varoş semtte, sabahın hangi kör saatinde uyandı?..
Kestane arabasıyla Taksim’e ulaşmak için kaç saat yürüdü kimbilir?..
Kimbilir evine ekmek götürmek için ne hayaller kurdu?..
Cumartesi satışları bereketli olur..
Beş kilo kestaneyi satmayı planlarken, kendisini Şişli Etfal’de yoğun bakımda buldu.
*. *. *
Bir olay tartışılmaz..
Şartlar ne olursa olsun..
Savaşta ya da barışta fark etmez..
Kim sivilleri öldürüyorsa katildir..
Faşisttir..
Aşağılık bir yaratıktır..
Ahlaken, vicdanen ve siyaseten asla savunulamaz..
Canlı bomba bu kez İŞİD elemanı diyorlar..
PKKlı da olabilirdi..
Farketmez..
Katil katildir..
PKK lideri Cemil Bayık hafta içi İngiliz Times gazetesine, “Erdoğan’ı ve AKP’yi devirmek istiyoruz. Erdoğan ve AKP devrilmedikçe, Türkiye asla demokratik bir ülke olamaz.” demiş ve ülkedeki, sosyalist, demokratik güçlerden destek istemiş..
Boşuna bekler.
Ben demokratım, sosyalistim diyen hiç kimse sivillere saldıran katillere prim vermez..
Verirse faşisttir.,
Eğer AKP iktidarı bu zihniyetle gidecekse, Türkiye’ye bu zihniyetle demokrasi gelecekse, vah ülkemin haline..
Bu iktidarı götürecek olan bu halkın demokratik, sosyalist güçleridir..
Çünkü güneş balçıkla sıvanmaz..
(Sedat Kaya)

20160319-173708.jpg